FETÜS İN-FETÜ
Fetus-in-fetu (FIF) ikiz gebeliklerin gelişmesi esnasında oluşan nadir bir anomalidir. İkiz fetuslardan birisi diğerinin vücudunun içerisinde gelişmekte ve canlılığını yitirmektedir ve tek bebek doğumu gerçekleşmektedir. Canlı doğan bebekte ileriki yıllarda karında bir kitle olarak diğer ikiz eşi tespit edilebilmektedir. Diamniyotik, monokoryonik, mozozigotik ikiz gebeliklerde embriyonun zigot evresinde asimetrik bölünmesine bağlı olarak gelişen bir anomalidir. Her üç germ yaprağından köken alan ve retroperitoniyal bölgede %5 oranında saptanan teratomların bir formu olan fetiform teratomlara (FT) klinik açıdan benzer bir durumdur. Fetus - in- fetu ile fetiform teratorm arasında ayırım yapmak zordur.
Fetus-in-fetu (FIF) ilk kez 1800 yılında Meckel tarafından tanımlanmıştır. Bu güne kadar 80 civarında fetus-in-fetu olgusu bildirilmiştir. Bu durum çoğunlukla 1 yaş civarındaki bebeklerin karnında kitle olması şikayetiyle başvurması sonucu yapılan araştırmalar neticesinde saptanmaktadır. Bu kitle büyüyerek etraf dokulara örneğin idrar yollarına bası yapabilir, bu basılara bağlı şikayetler de oluşabilir.
FİF olgularında kitle sıklıkla karında üst retroperitoniyal bölgededir (% 80), ancak az da olsa kafa içerisinde, skrotum ve karaciğerde bildirilen olgular mevcuttur. Kitle sıklıkla vertebra, extremiteler, deri, barsak ve sinir yapıları içerirken nadiren gonad, adrenal, kalp ve akciğer ve çok nadir olarak da pankreas ve dalak dokusu içerebilir. Tanı ve tedavi için kitlenin ameliyatla çıkarılması gerekir.
27 Nisan 2015 Pazartesi
CROHN HASTALIĞI VE TEDAVİSİ
Crohn Hastalığı Nedir?
Crohn hastalığı, sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen iltihabi bir bağırsak hastalığıdır.
Sıklıkla hastalığın ince bağırsağın son kısmını (terminal ileum) ve kalın bağırsağın başlangıç bölümünü (çekum yada kör bağırsak) tuttuğu bilinmektedir. Olguların % 40-55’inde ince bağırsağın son kısmı ile kalın bağırsağın başlangıç bölümünde, % 15-25’inde sadece kalın bağırsakta, % 25-40 oranında sadece ince bağırsağın son kısmında yer alır.
Crohn hastalığının nedeni çoğu zaman bilinmemektedir, ancak sıklıkla vücuttaki iltihabi (enflamatuvar) kimyasal medyatörlerin dengesizliği sonunda olduğu düşünülmektedir. Günümüzde, kalıtımsal (NOD2 geni), mikrobik (Mikobakterium paratüberkülozis, Psödomonas ve Listeria), bağışıklık sistemi ile ilgili (interlökinler ve tümor nekrotizan faktör (TNF), çevresel faktörlerle (sigara kullanımı), diyete bağlı, damarsal nedenler ve stres ile oluşabildiği ileri sürülmektedir.
Crohn Hastalığı Ne Sıklıkta Ve Kimlerde Görülür?
Crohn hastalığı, ortalama 100.000’de bir kişide görülür.
Asya ve Afrika kıtalarında, diğer kıtalara göre biraz daha sıktır. Kuzeydeki ülkelerde son 50 yılda özellikle kalın bağırsakta görülme sıklığı artmıştır.
Kentlerde ve üst sosyo-ekonomik grupta kırsal kesime oranla daha sık görülür.
Beyazlarda siyahlara göre Crohn hastalığı daha sık görülür.
Crohn hastalığı, Yahudi toplumunda tüm kıtalarda diğer toplumlara göre 2-4 kat daha sıktır.
Kadın ve erkeklerde görülme sıklığında belirgin bir fark yoktur.
Crohn hastalığı’nın 15-30 yaş ve 60-80 yaş gruplarında artış gösterdiği bilinmektedir.
Crohn Hastalığı Vücutta Ne Tür Sorunlara Yol Açar?
Bağırsağa Ait Sorunlar
Bağırsakta Ülserler: bağırsağın kripta adı verilen bölümlerinde ülserler ve granülom adı verilen şişlikler oluşturur.
Bağırsakta Darlık: Bağırsağın tüm katmanlarını tutan iltihabi gelişme yaratır ve bağırsakta darlık, ödem ve bağırsak tıkanıklığı oluşturabilir. Özellikle, rektum adı verilen bölümün tutulumu durumuna proktit adı verilir ki, bu durum makat darlığına neden olabilir.
Bağırsakta Emilim Bozukluğu (Malabzorpsiyon): Bu durum protein, yağ, safra ve kalori emilim bozukluğuna yol açabilir.
Bağırsak fistülü: Crohn hastalığı, bağırsaktan dışarıya sızıntı veya fistül oluşturabilir. Bunun sonucunda bağırsakta delinmeler ve apseler meydana gelir. Crohn hastalığına bağlı bağırsak fistülleri sıklıkla; bağırsak ile bağırsak arasında (entero-enterik fistül), bağırsak ile mesane veya sidik torbası arasında (entero-vezikal fistül), bağırsak ile hazne arasında (rektovajinal fistül), kalın bağırsak ile mide arasında (gastro-kolik fistül) ve bağırsak ile deri arasında (entero-kutanöz fistül) olabilirler. İnce bağırsağın son kısmı ve kalın bağırsağın başlangıç kısmının tutulduğu Crohn hastalığı olgularında % 15 oranında, ve kalın bağırsak ile rektum'un tutulduğu olguların % 92'sinde bağırsak fistülü geliştiği belirlenmiştir.
Makat fistülü: Bağırsak fistüllerine ek olarak, Crohn hastalarının % 15-30'unda komplike makat fistülleri ve apseleribelirlenir. Makowiec ve ark. çalışmasında Crohn hastalarında makat fistülü varlığında iki yıl içinde % 35-60 oranında nüks ettiği belirlenmiştir. Bu hastalarda sıklıkla seton yöntemi ile tedavi tercih edilir ve uzun süre yerinde bırakılır. Whelan ve ark. Crohn hastalarının % 90'ının yaşam süresince en az bir kez makat bölgesi (anorektal bölge) ile ilgili ameliyat geçirdiklerini saptamışlardır.
Makattan kanama: Crohn hastalığında bağırsaktaki iltihabi olay nedeni ile makattan şiddetli kanamalar meydana gelebilir ve bu hastaların % 40'ında ameliyat ile bağırsağın sorunlu olan bölümünü çıkartmak (segmenter rezeksiyon) gerekebilir.
Bekçi meme: olguların % 40-70'inde bekçi meme yada diğer adları ile, ''nöbetçi meme'', ''sentinel pile'' veya ''skin tag''bulunur.
Makat Çatlağı: Crohn hastalığı olgularının % 20'sinde makat çatlağı bulunur ve bu olgulardan özellikle ağrılı olanlarında makat apsesi olasılığı mevcuttur.
Diğer sorunlar
Böbrek taşı oluşumunu arttırabilir.
Deri hastalıkları: % 2-34 oranında deride eritema nodozum, pyoderma gangrenozum ve sedef hastalığı (psöriatik eritem) adı verilen şişliklere neden olabilir.
Eklem ve kemik hastalıkları: % 4-18 oranında özellikle büyük eklemlerde artrit, ankilozan spondilit adı verilen eklem iltihaplarına neden olabilir. Benzer şekilde, hastaların % 10-15’inde kemik erimeleri (osteoporoz) izlenir.
Ağızda aftlar gelişebilir.
Göz bozuklukları: gözde episklerit, rekürran irit ve uveit adı verilen sorunlara neden olabilir.
Damar sorunları: portal ven trombozu gibi damarlarda tıkanıklığa (trombo-emboli) neden olabilir.
Karaciğer ve safra yolu sorunları: Safra kanallarında sklerozan kolanjit adı verilen safra yolu darlığı gelişebilir ve safra taşı sıklığı artar. Karaciğer iltihabı (kronik aktif hepatit) ve karaciğer sirozuna eğilimi arttırır.
Crohn hastalığı nasıl sınıflandırılır?
Crohn hastalığı sınıflandırmasında güncel olarak Montreal kriterleri kullanılmaktadır.
Hastalık bölgesine göre
L1: İnce bağırsağın son kısmında (terminal ileum) - % 20-27
L2: Kalın bağırsakta - % 23-48
L3: Hem ince bağırsak, hem de kalın bağırsakta - % 23-43
L4: Üst sindirim sisteminde (yemek borusu, mide, oniki parmak bağırsağı) - % 2
Solberg ve ark. Norveç’te gerçekleştirdikleri çalışmada, Crohn hastalarının % 27’sinin L1, % 48’inin L2, % 23’ünün L3 ve % 2’sinin L2 grubunda yer aldığı belirlenmiştir. Jess ve ark. Danimarka’da gerçekleştirdikleri çalışmada L2 grubundaki hastaların oranı % 30-43 arasında olarak saptanmıştır. Lakatos ve ark. Macaristan’da gerçekleştirdikleri çalışmada ise, L1 grubu % 20, L2 grubu % 35, L3 grubu % 43 ve L4 grubu % 2 olarak belirlenmiştir. Ng ve ark. Asya ve Avustralya kıtalarında gerçekleştirdikleri çalışmalarında benzer sonuçlar tespit etmişlerdir.
Hareket şekline göre
B1: Darlık ve delinme yok (% 68-81)
B2: Darlık mevcut (% 5)
B3: Delinme mevcut (% 14)
Thia ve ark. Mayo Clinic’te gerçekleştirdikleri çalışmalarında, Crohn hastalığı olgularının, % 81’inin B1 grubu, % 5’inin B2 grubu ve % 14’ünün B3 gurubu olduğunu belirlemişlerdir. Avrupa’da gerçekleştirilen ECCO-EpiCom çalışmasında, benzer şekilde hastaların % 68-75’inin B1 grubunda yer aldığını ve % 10’unda ise makat bölgesinde hastalık olduğu saptanmıştır.
Crohn hastalığının belirtileri nelerdir?
İshal: dışkıda sümük (mukus), itihap veya kan olabilir.
Karın ağrısı : kramp şeklinde ve karın sağ alt kısmında ve göbekte ağrı gelişir.
Kilo kaybı (% 60-80)
Hafif ateş
Bağırsak tıkanıklığı: bağırsak iç çeperi ödem nedeniyle daralır.
Makat çatlağı
Makat fistülü
Makat apsesi
Karın içi apseler (intra-abdominal ve retroperitoneal apse)
Karın duvarında ele gelen sert kitle (kalınlaşmış bağırsak)
Böbrek taşı
Kansızlık (anemi) ve nabız yüksekliği (taşikardi)
Deri, ağız, göz, eklem, karaciğer, safra yolu belirtileri
Crohn hastalığı hangi hastalıklar ile karışabilir?
Amip hastalığı (amibiazis)
Karsinoid tümör
Bağırsak divertikülü
Apandisit
Bağırsak tüberkülozu
Endometriozis hastalığı
Yumurtalık ve tüplerin bazı hastalıkları
Crohn hastalığında kan tetkikleri nasıldır?
Lökosit düzeyi yükselir (lökositoz)
Protein (albümin) düzeyi azalır
Kollesterol düzeyi azalır.
Magnezyum düzeyi azalır.
Kalsiyum düzeyi azalır.
CRP (enfeksiyon belirteci) yükselir
p-ANCA ve ASCA antikorları görülür.
Crohn hastalığında diğer tetkikler hangileridir?
İlaçlı (baryum) bağırsak röntgeni: bağırsakta kaldırım taşı görünümü
Bilgisayarlı tomografi: bağırsaktaki fistül ve apseler görülebilir.
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): safra yolu darlıkları, leğen kemiği içindeki
istülleri (makat fistülü vb.) gösterir.
Kolonoskopi: darlıkları gösterir, biyopsi alınabilir
Sanal kolonoskopi
Kapsül endoskopisi: Triester ve ark. tıkanmaya yol açmayan Crohn hastalığı olgularında,
apsül endoskopisi ile diğer yöntemlere göre % 25-40 fazla bilgi edinildiğini bildirmişlerdir.
Gastroskopi: ülseri gösterir, biyopsi alınabilir
Çift balonlu endoskopi: ince bağırsağı incelemeye yarayan endoskopi türüdür.
Ultrasonografi: safra kesesi, yumurtalık ve tüplere ait sorunları gösterebilir.
Crohn hastalığının seyri nasıldır?
Hastalık klinik olarak alevlenmeler ve sakin dönemlerle (remisyon) seyreder. Wolters ve ark. çalışmasında, 1 yıl içinde hastaların % 34’ünde, 5 yıl içinde % 69’unda ve 10 yıl içinde % 78’inde tekrarlama (nüks, rekürrens) olduğu saptanmıştır. Diğer çalışmalarda ise 1 yıl içinde tekrarlama % 53, 5 yıl içinde tekrarlama % 85 ve 10 yıl içinde tekrarlama ise % 90 olarak belirlenmiştir. Bu sonuçlardan da anlaşılacağı gibi, Crohn hastalığının tanısının konulması ve ilk tedavisinden sonraki 5. yıldan itibaren tekrarlama oranı hayli yüksektir.
Crohn hastalığının ilaçla tedavisi nasıldır?
Kronik ishal tedavisi: Loperamid, difenoksilat ve atropin, morfin damla
Safra asidi emiliminin düzenlenmesi: kolestiramin
Kramp şeklinde karın ağrılarının önlenmesi: propantelin, disiklomin ve hyosiyamin
Kalın bağırsaktaki iltihabın azaltılması: Sulfasalazin, mesalamine, Prednizon, azathioprin, 6-merkaptopurin (6-MP)
Fistül ve apse durumu: metronidazol, siprofloksasin
antiTNF antikorları: infliximab, adalimumab ve sertolizumab
Bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar: Takrolimus, mikofenolat mofetil, natalizumab, fontolizumab, filgrastim (CSF)
Crohn hastalığında hangi koşullarda ameliyat gerekir?
Bağırsak tıkanıklığı
Bağırsak delinmesi
Kan zehirlenmesi (toksik megakolon) gelişmesi (toksik megakolon)
Karın içi apse gelişimi
Crohn hastalığında ameliyat tekniği, hastalıklı bağırsak bölümünün çıkartılması veya bypass yapılması ile devamlılığın sağlanması esasına dayanır ve bu ameliyatlar Genel Cerrahi Uzmanları tarafından gerçekleştirilir ve ağırlıklı olarak bağırsak cerrahisi (kolorektal cerrahi, koloproktoloji) ile uğraşan cerrahlara kolorektal cerrah olarak adlandırılır. Ameliyat açık veya klasik yöntem, laparoskopik cerrahi ve robotik cerrahi ile gerçekleştirilebilir. Laparoskopik ve robotik cerrahini avantajları: erken işe dönme, daha az ağrı, daha düşük kesi yeri fıtığı oranıdır. Zorunlu olmadıkça bu hasta grubunda bağırsak yaralarının iyileşme sorunu, hastalığın aynı belirtilerle çıkartılan bağırsağın dışındaki bölümlerde tekrarlaması ve bağırsağın farklı bölümlerinde daralma riski nedeniyle cerrahi girişimden kaçınılır. 20 yıl içinde hastaların yaklaşık % 75’inde ameliyat gerektiren komplikasyonlar gelişir. Ameliyat sırasında önemli olan ne miktarda bağırsak bölümünün çıkartılacağı ve sonrasında bağırsağın nasıl birleştirileceğini (anastomoz) belirlenmesidir. Birleştirilen (anastomoz) bağırsak bölümünden, normal hastalara kıyasla yüksek oranda bağırsak fistülü ve karın içi apse geliştiğinden bu konu hayli önemlidir.
Tanı sonrasında ameliyat gereksinimi
1 yıl: % 10-20
5 yıl: % 20-50
10 yıl: % 30-60
Crohn hastalığında diyet nasıl olmalı?
İshali olan hastalarda B12 vitamini ve folik asit eksikliği ve bunun sonucunda da kansızlık (anemi) gelişir. Crohn hastalığında diyetin kısmen etkisi vardır. Diyete lif eklenmesi bağırsak cidarının iyileşmesine katkı sağlar. İnce bağırsağın son bölümü (ileum) ameliyatla alınan hastalarda yağdan fakir elementer diyetin yararı vardır. Crohn hastalarında sıklıkla laktoz tahammülsüzlüğü (entoleransı) olduğundan süt ürünlerinin alınması ile yakınmaları artar, ancak, kalsiyum desteği yapmak gerekir. Bu hasta grubunda laktozsuz süt ürünlerinin tercih edilmesi yararlı olur. Birçok iltihabi bağırsak hastalığı olan kişinin daha çok hamur işlerini tükettiği ve sebze ile meyvelerden, kendilerine dokunduğu gerekçesi ile kaçındıkları gözlenmektedir, bu durum sağlıklı beslenme yönünden dengelerin bozulmasına neden olabilir.
Crohn hastalığında kanser gelişme riski var mıdır?
Kalın bağırsak tutulumu olan Crohn hastalarında bağırsak kanseri gelişme şansı normal insanlardan 4-20 kat daha yüksek ancak ülseratif koliti olan insanlardan daha düşüktür. Bağırsak kanseri sıklıkla hastalığın 10. yılından sonra ve 45-55 yaşlar arasında görülür.
İnce bağırsakta hastalığı olan kişilerde iltihabi olayın aktif olarak devam ettiği darlık (striktür) olan bölgelerde kanser gelişebilir.
Sjodahl ve ark. makat fistülü olan Crohn hastalarında ortalama olarak 15 yılın sonunda, fistül boyunda makat kanserigeliştiğini göstermişlerdir.
Crohn hastalığının 10. yılından sonra her yıl kolonoskopi yaparak bağırsak kanseri riski açısından değerlendirilmelidir.
Crohn hastalığının sonuçları nasıldır?
Crohn hastalığının ölüm riskini 1-5 kat arttırdığı bilinmektedir ve ölümler sıklıkla hastalığın başladığı ilk 4-5 yılda görülür. Hastalığın 15 yılında, hastaların % 94’ünün hayatta olduğu bilinmektedir. Yıllar ile birlikte hastalıktan yaşamı yitirme riski artar. Zaman içinde Crohn hastalığı nedeniyle hastaların % 10’unun yaşamları ciddi şekilde kısıtlanır.
Crohn hastalığı, sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen iltihabi bir bağırsak hastalığıdır.
Sıklıkla hastalığın ince bağırsağın son kısmını (terminal ileum) ve kalın bağırsağın başlangıç bölümünü (çekum yada kör bağırsak) tuttuğu bilinmektedir. Olguların % 40-55’inde ince bağırsağın son kısmı ile kalın bağırsağın başlangıç bölümünde, % 15-25’inde sadece kalın bağırsakta, % 25-40 oranında sadece ince bağırsağın son kısmında yer alır.
Crohn hastalığının nedeni çoğu zaman bilinmemektedir, ancak sıklıkla vücuttaki iltihabi (enflamatuvar) kimyasal medyatörlerin dengesizliği sonunda olduğu düşünülmektedir. Günümüzde, kalıtımsal (NOD2 geni), mikrobik (Mikobakterium paratüberkülozis, Psödomonas ve Listeria), bağışıklık sistemi ile ilgili (interlökinler ve tümor nekrotizan faktör (TNF), çevresel faktörlerle (sigara kullanımı), diyete bağlı, damarsal nedenler ve stres ile oluşabildiği ileri sürülmektedir.
Crohn Hastalığı Ne Sıklıkta Ve Kimlerde Görülür?
Crohn hastalığı, ortalama 100.000’de bir kişide görülür.
Asya ve Afrika kıtalarında, diğer kıtalara göre biraz daha sıktır. Kuzeydeki ülkelerde son 50 yılda özellikle kalın bağırsakta görülme sıklığı artmıştır.
Kentlerde ve üst sosyo-ekonomik grupta kırsal kesime oranla daha sık görülür.
Beyazlarda siyahlara göre Crohn hastalığı daha sık görülür.
Crohn hastalığı, Yahudi toplumunda tüm kıtalarda diğer toplumlara göre 2-4 kat daha sıktır.
Kadın ve erkeklerde görülme sıklığında belirgin bir fark yoktur.
Crohn hastalığı’nın 15-30 yaş ve 60-80 yaş gruplarında artış gösterdiği bilinmektedir.
Crohn Hastalığı Vücutta Ne Tür Sorunlara Yol Açar?
Bağırsağa Ait Sorunlar
Bağırsakta Ülserler: bağırsağın kripta adı verilen bölümlerinde ülserler ve granülom adı verilen şişlikler oluşturur.
Bağırsakta Darlık: Bağırsağın tüm katmanlarını tutan iltihabi gelişme yaratır ve bağırsakta darlık, ödem ve bağırsak tıkanıklığı oluşturabilir. Özellikle, rektum adı verilen bölümün tutulumu durumuna proktit adı verilir ki, bu durum makat darlığına neden olabilir.
Bağırsakta Emilim Bozukluğu (Malabzorpsiyon): Bu durum protein, yağ, safra ve kalori emilim bozukluğuna yol açabilir.
Bağırsak fistülü: Crohn hastalığı, bağırsaktan dışarıya sızıntı veya fistül oluşturabilir. Bunun sonucunda bağırsakta delinmeler ve apseler meydana gelir. Crohn hastalığına bağlı bağırsak fistülleri sıklıkla; bağırsak ile bağırsak arasında (entero-enterik fistül), bağırsak ile mesane veya sidik torbası arasında (entero-vezikal fistül), bağırsak ile hazne arasında (rektovajinal fistül), kalın bağırsak ile mide arasında (gastro-kolik fistül) ve bağırsak ile deri arasında (entero-kutanöz fistül) olabilirler. İnce bağırsağın son kısmı ve kalın bağırsağın başlangıç kısmının tutulduğu Crohn hastalığı olgularında % 15 oranında, ve kalın bağırsak ile rektum'un tutulduğu olguların % 92'sinde bağırsak fistülü geliştiği belirlenmiştir.
Makat fistülü: Bağırsak fistüllerine ek olarak, Crohn hastalarının % 15-30'unda komplike makat fistülleri ve apseleribelirlenir. Makowiec ve ark. çalışmasında Crohn hastalarında makat fistülü varlığında iki yıl içinde % 35-60 oranında nüks ettiği belirlenmiştir. Bu hastalarda sıklıkla seton yöntemi ile tedavi tercih edilir ve uzun süre yerinde bırakılır. Whelan ve ark. Crohn hastalarının % 90'ının yaşam süresince en az bir kez makat bölgesi (anorektal bölge) ile ilgili ameliyat geçirdiklerini saptamışlardır.
Makattan kanama: Crohn hastalığında bağırsaktaki iltihabi olay nedeni ile makattan şiddetli kanamalar meydana gelebilir ve bu hastaların % 40'ında ameliyat ile bağırsağın sorunlu olan bölümünü çıkartmak (segmenter rezeksiyon) gerekebilir.
Bekçi meme: olguların % 40-70'inde bekçi meme yada diğer adları ile, ''nöbetçi meme'', ''sentinel pile'' veya ''skin tag''bulunur.
Makat Çatlağı: Crohn hastalığı olgularının % 20'sinde makat çatlağı bulunur ve bu olgulardan özellikle ağrılı olanlarında makat apsesi olasılığı mevcuttur.
Diğer sorunlar
Böbrek taşı oluşumunu arttırabilir.
Deri hastalıkları: % 2-34 oranında deride eritema nodozum, pyoderma gangrenozum ve sedef hastalığı (psöriatik eritem) adı verilen şişliklere neden olabilir.
Eklem ve kemik hastalıkları: % 4-18 oranında özellikle büyük eklemlerde artrit, ankilozan spondilit adı verilen eklem iltihaplarına neden olabilir. Benzer şekilde, hastaların % 10-15’inde kemik erimeleri (osteoporoz) izlenir.
Ağızda aftlar gelişebilir.
Göz bozuklukları: gözde episklerit, rekürran irit ve uveit adı verilen sorunlara neden olabilir.
Damar sorunları: portal ven trombozu gibi damarlarda tıkanıklığa (trombo-emboli) neden olabilir.
Karaciğer ve safra yolu sorunları: Safra kanallarında sklerozan kolanjit adı verilen safra yolu darlığı gelişebilir ve safra taşı sıklığı artar. Karaciğer iltihabı (kronik aktif hepatit) ve karaciğer sirozuna eğilimi arttırır.
Crohn hastalığı nasıl sınıflandırılır?
Crohn hastalığı sınıflandırmasında güncel olarak Montreal kriterleri kullanılmaktadır.
Hastalık bölgesine göre
L1: İnce bağırsağın son kısmında (terminal ileum) - % 20-27
L2: Kalın bağırsakta - % 23-48
L3: Hem ince bağırsak, hem de kalın bağırsakta - % 23-43
L4: Üst sindirim sisteminde (yemek borusu, mide, oniki parmak bağırsağı) - % 2
Solberg ve ark. Norveç’te gerçekleştirdikleri çalışmada, Crohn hastalarının % 27’sinin L1, % 48’inin L2, % 23’ünün L3 ve % 2’sinin L2 grubunda yer aldığı belirlenmiştir. Jess ve ark. Danimarka’da gerçekleştirdikleri çalışmada L2 grubundaki hastaların oranı % 30-43 arasında olarak saptanmıştır. Lakatos ve ark. Macaristan’da gerçekleştirdikleri çalışmada ise, L1 grubu % 20, L2 grubu % 35, L3 grubu % 43 ve L4 grubu % 2 olarak belirlenmiştir. Ng ve ark. Asya ve Avustralya kıtalarında gerçekleştirdikleri çalışmalarında benzer sonuçlar tespit etmişlerdir.
Hareket şekline göre
B1: Darlık ve delinme yok (% 68-81)
B2: Darlık mevcut (% 5)
B3: Delinme mevcut (% 14)
Thia ve ark. Mayo Clinic’te gerçekleştirdikleri çalışmalarında, Crohn hastalığı olgularının, % 81’inin B1 grubu, % 5’inin B2 grubu ve % 14’ünün B3 gurubu olduğunu belirlemişlerdir. Avrupa’da gerçekleştirilen ECCO-EpiCom çalışmasında, benzer şekilde hastaların % 68-75’inin B1 grubunda yer aldığını ve % 10’unda ise makat bölgesinde hastalık olduğu saptanmıştır.
Crohn hastalığının belirtileri nelerdir?
İshal: dışkıda sümük (mukus), itihap veya kan olabilir.
Karın ağrısı : kramp şeklinde ve karın sağ alt kısmında ve göbekte ağrı gelişir.
Kilo kaybı (% 60-80)
Hafif ateş
Bağırsak tıkanıklığı: bağırsak iç çeperi ödem nedeniyle daralır.
Makat çatlağı
Makat fistülü
Makat apsesi
Karın içi apseler (intra-abdominal ve retroperitoneal apse)
Karın duvarında ele gelen sert kitle (kalınlaşmış bağırsak)
Böbrek taşı
Kansızlık (anemi) ve nabız yüksekliği (taşikardi)
Deri, ağız, göz, eklem, karaciğer, safra yolu belirtileri
Crohn hastalığı hangi hastalıklar ile karışabilir?
Amip hastalığı (amibiazis)
Karsinoid tümör
Bağırsak divertikülü
Apandisit
Bağırsak tüberkülozu
Endometriozis hastalığı
Yumurtalık ve tüplerin bazı hastalıkları
Crohn hastalığında kan tetkikleri nasıldır?
Lökosit düzeyi yükselir (lökositoz)
Protein (albümin) düzeyi azalır
Kollesterol düzeyi azalır.
Magnezyum düzeyi azalır.
Kalsiyum düzeyi azalır.
CRP (enfeksiyon belirteci) yükselir
p-ANCA ve ASCA antikorları görülür.
Crohn hastalığında diğer tetkikler hangileridir?
İlaçlı (baryum) bağırsak röntgeni: bağırsakta kaldırım taşı görünümü
Bilgisayarlı tomografi: bağırsaktaki fistül ve apseler görülebilir.
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): safra yolu darlıkları, leğen kemiği içindeki
istülleri (makat fistülü vb.) gösterir.
Kolonoskopi: darlıkları gösterir, biyopsi alınabilir
Sanal kolonoskopi
Kapsül endoskopisi: Triester ve ark. tıkanmaya yol açmayan Crohn hastalığı olgularında,
apsül endoskopisi ile diğer yöntemlere göre % 25-40 fazla bilgi edinildiğini bildirmişlerdir.
Gastroskopi: ülseri gösterir, biyopsi alınabilir
Çift balonlu endoskopi: ince bağırsağı incelemeye yarayan endoskopi türüdür.
Ultrasonografi: safra kesesi, yumurtalık ve tüplere ait sorunları gösterebilir.
Crohn hastalığının seyri nasıldır?
Hastalık klinik olarak alevlenmeler ve sakin dönemlerle (remisyon) seyreder. Wolters ve ark. çalışmasında, 1 yıl içinde hastaların % 34’ünde, 5 yıl içinde % 69’unda ve 10 yıl içinde % 78’inde tekrarlama (nüks, rekürrens) olduğu saptanmıştır. Diğer çalışmalarda ise 1 yıl içinde tekrarlama % 53, 5 yıl içinde tekrarlama % 85 ve 10 yıl içinde tekrarlama ise % 90 olarak belirlenmiştir. Bu sonuçlardan da anlaşılacağı gibi, Crohn hastalığının tanısının konulması ve ilk tedavisinden sonraki 5. yıldan itibaren tekrarlama oranı hayli yüksektir.
Crohn hastalığının ilaçla tedavisi nasıldır?
Kronik ishal tedavisi: Loperamid, difenoksilat ve atropin, morfin damla
Safra asidi emiliminin düzenlenmesi: kolestiramin
Kramp şeklinde karın ağrılarının önlenmesi: propantelin, disiklomin ve hyosiyamin
Kalın bağırsaktaki iltihabın azaltılması: Sulfasalazin, mesalamine, Prednizon, azathioprin, 6-merkaptopurin (6-MP)
Fistül ve apse durumu: metronidazol, siprofloksasin
antiTNF antikorları: infliximab, adalimumab ve sertolizumab
Bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar: Takrolimus, mikofenolat mofetil, natalizumab, fontolizumab, filgrastim (CSF)
Bernstein ve ark. Kanada’da gerçekleştirdikleri çalışmalarında, İBH hastalarının % 25’inde yıllık izlemde hastane yatışı gerektiğini belirlemişlerdir. Sonnenberg’in Avrupa ülkelerinde gerçekleştirdiği çalışmasında ise, İBH hastalarının hastaneye yatış gereksiniminin % 1-5 arasında olduğu belirlenmiştir.
Crohn hastalığında hangi koşullarda ameliyat gerekir?
Bağırsak tıkanıklığı
Bağırsak delinmesi
Kan zehirlenmesi (toksik megakolon) gelişmesi (toksik megakolon)
Karın içi apse gelişimi
Crohn hastalığında ameliyat tekniği, hastalıklı bağırsak bölümünün çıkartılması veya bypass yapılması ile devamlılığın sağlanması esasına dayanır ve bu ameliyatlar Genel Cerrahi Uzmanları tarafından gerçekleştirilir ve ağırlıklı olarak bağırsak cerrahisi (kolorektal cerrahi, koloproktoloji) ile uğraşan cerrahlara kolorektal cerrah olarak adlandırılır. Ameliyat açık veya klasik yöntem, laparoskopik cerrahi ve robotik cerrahi ile gerçekleştirilebilir. Laparoskopik ve robotik cerrahini avantajları: erken işe dönme, daha az ağrı, daha düşük kesi yeri fıtığı oranıdır. Zorunlu olmadıkça bu hasta grubunda bağırsak yaralarının iyileşme sorunu, hastalığın aynı belirtilerle çıkartılan bağırsağın dışındaki bölümlerde tekrarlaması ve bağırsağın farklı bölümlerinde daralma riski nedeniyle cerrahi girişimden kaçınılır. 20 yıl içinde hastaların yaklaşık % 75’inde ameliyat gerektiren komplikasyonlar gelişir. Ameliyat sırasında önemli olan ne miktarda bağırsak bölümünün çıkartılacağı ve sonrasında bağırsağın nasıl birleştirileceğini (anastomoz) belirlenmesidir. Birleştirilen (anastomoz) bağırsak bölümünden, normal hastalara kıyasla yüksek oranda bağırsak fistülü ve karın içi apse geliştiğinden bu konu hayli önemlidir.
Tanı sonrasında ameliyat gereksinimi
1 yıl: % 10-20
5 yıl: % 20-50
10 yıl: % 30-60
Crohn hastalığında diyet nasıl olmalı?
İshali olan hastalarda B12 vitamini ve folik asit eksikliği ve bunun sonucunda da kansızlık (anemi) gelişir. Crohn hastalığında diyetin kısmen etkisi vardır. Diyete lif eklenmesi bağırsak cidarının iyileşmesine katkı sağlar. İnce bağırsağın son bölümü (ileum) ameliyatla alınan hastalarda yağdan fakir elementer diyetin yararı vardır. Crohn hastalarında sıklıkla laktoz tahammülsüzlüğü (entoleransı) olduğundan süt ürünlerinin alınması ile yakınmaları artar, ancak, kalsiyum desteği yapmak gerekir. Bu hasta grubunda laktozsuz süt ürünlerinin tercih edilmesi yararlı olur. Birçok iltihabi bağırsak hastalığı olan kişinin daha çok hamur işlerini tükettiği ve sebze ile meyvelerden, kendilerine dokunduğu gerekçesi ile kaçındıkları gözlenmektedir, bu durum sağlıklı beslenme yönünden dengelerin bozulmasına neden olabilir.
Crohn hastalığında kanser gelişme riski var mıdır?
Kalın bağırsak tutulumu olan Crohn hastalarında bağırsak kanseri gelişme şansı normal insanlardan 4-20 kat daha yüksek ancak ülseratif koliti olan insanlardan daha düşüktür. Bağırsak kanseri sıklıkla hastalığın 10. yılından sonra ve 45-55 yaşlar arasında görülür.
İnce bağırsakta hastalığı olan kişilerde iltihabi olayın aktif olarak devam ettiği darlık (striktür) olan bölgelerde kanser gelişebilir.
Sjodahl ve ark. makat fistülü olan Crohn hastalarında ortalama olarak 15 yılın sonunda, fistül boyunda makat kanserigeliştiğini göstermişlerdir.
Crohn hastalığının 10. yılından sonra her yıl kolonoskopi yaparak bağırsak kanseri riski açısından değerlendirilmelidir.
Crohn hastalığının sonuçları nasıldır?
Crohn hastalığının ölüm riskini 1-5 kat arttırdığı bilinmektedir ve ölümler sıklıkla hastalığın başladığı ilk 4-5 yılda görülür. Hastalığın 15 yılında, hastaların % 94’ünün hayatta olduğu bilinmektedir. Yıllar ile birlikte hastalıktan yaşamı yitirme riski artar. Zaman içinde Crohn hastalığı nedeniyle hastaların % 10’unun yaşamları ciddi şekilde kısıtlanır.
Rahim (Endometrium) Kanseri
RAHİM (ENDOMETRİUM) KANSERİ
Endometrium kanseri endometrium olarak isimlendirilen rahim iç zarının kanseridir. Rahim; alt kısımda vajinaya uzanan serviks (rahim ağzı) ve üst kısımda gövde olarak adlandırılan iki kısımdan oluşur. Gövdenin de iki kısmı vardır; iç kısmına endometrium denir. Bir kadının adet döngüsünde endometriumda değişiklikler olur. Siklusun sonunda endometrıum dökülür ve adet oluşur. Bu döngü kadın hayatında menapoza kadar devam eder. Hemen hemen tüm endometrium kanserleri endometriumun salgı yapan hücrelerinden oluşur ki bu kanser türüne endometrium adenokarsinomu denir. Diğer kanser türleri daha nadir görülür.
Risk Faktörleri
Endometrium kanserine neyin sebep olduğunu tam olarak bilemiyoruz ancak bu hastalıkla ilişkili bazı risk faktörleri vardır. Birçok endometrium kanseri hormon bağımlıdır. Bir kadındaki hormon düzensizliği endometrium kanserine sebep olabilir. Kadında overler (yumurtalıklar) tarafından salgılanan ve adet siklusunu düzenleyen östrojen ve progesteron adlı hormonlar vardır. Bu hormonların düzenli salınımı her ay devam eder. Endometrium kanserinde bilinen risk faktörleri; erken yaşta başlayan adet, gecikmiş menapoz, infertilite (kısırlık), ve obezite (şişmanlık) gibi kadında östrojen miktarını artıran durumlardır.
Endometrium Kanseri İçin Risk Faktörleri
Toplam adet sayısı: Erken başlayan ve geç yaşa kadar devam eden adet görmek, infertilite ve doğum yapmamış olmak ( gebelikte endometriumu koruyan progesteron hormonu artar).
Obezite: Obezite östrojen miktarını artırarak endometrium kanseri riskini artırır.
Tamoxifen: Tamoxifen meme kanseri tedavisinde kulanılan bir ilaçtır ve endometrium kanseri riskini artırır.
Östrojen Tedavisi: Menapozdaki kadınlarda menapozal yakınmaların tedavisi için kullanılır (kemik erimeleri, sıcak basmaları). Östrojenin bu etkisini azaltmak için progesteron kullanılabilir ancak bu durum meme kanseri riskini artırır.Bu nedenle östrojen replasman tedavisine doktorla tartışılarak karar verilmelidir. Yıllık kontroller önemsenmelidir. Anormal kanama gibi durumlarda doktora başvurulmalıdır
Over Hastalıkları: Östrojen miktarını artırarak etki edebilir.
Hayvani yağlardan zengin diyet: Bu durum bir çok kanser gibi endometrium kanseri riskini de artırmaktadır. Aşırı enerji vermeleri obeziteye sebep olur, ayrıca östrojen düzeylerini artırmak gibi bir etkisi de vardır.
Şeker Hastalığı
Aile Öyküsü: Küçük bir grup endometrium kanseri vakası ailevi kalıtsallık (genetik geçiş) gösterir. Aile üyelerinde bağırsak ve endometrium kanseri hikayesi olan kadınların genetik yatkınlık açısından danışmanlığa ihtiyacı vardır. Genetik incelemeler riski gösterebilir. Bu kadınlarda endometrium örneklemesi ile tarama yapılmalıdır.
Meme ve Over Kanseri: Meme ve over kanseri olan kadınlar, pelvik bölgeye ışın tedavisi yapılması endometrium kanseri açısından yüksek risklidir.
Korunma: Doğum kontrol ilaçlarının riski azaltıcı etkisi vardır. Bu koruma, ilaçların kullanımından sonraki 10 yıl devam eder. Şeker hastalığının kontrol altına alınması ve uygun vücut ağırlığının yakalanması endometrium kanseri riskini azaltır. Eğer menapozal belirtileriniz varsa ve östrojen replasman tedavisi almayı düşünüyorsanız doktorunuzdan endometrium kanseri riski hakkında bilgi alınız. Birçok endometrium kanseri yıllar içerisinde ve çoğu daha zararsız olan problemlerin devamı olarak oluşur. Hiperplazi endometriumun artmış büyümesi sebebiyle olan daha az ciddi bir durumdur. En fazla görülen basit hiperplazi ilaçla tedavi edilebilir ve çok az oranda endometrium kanserine sebep olabilir. Ancak diğer hiperplazi tiplerinde kanser gelişme riski fazladır. Progesteron tedavisi, histerektomi tedavide düşünülebilir.
Belirtiler:
Anormal kanama, lekelenme: Özellikle menopoz dönemindeki kanamalara dikkatle yaklaşılmalıdır. Her 10 endometrium kanserli kadından 9’unun değişik tiplerde anormal kanamaları olur.
Kilo kaybı
Pelvik ağrı
Kitle
Kanserden Şüphelenildiğinde: Eğer bir kadında semptomlar oluşursa doktora başvurmalıdır. Doktor; risk faktörleri, semptomlar ve aile hikayesini alır , pelvik muayene yapar. Kanserden şüphelenildiğinde altta yatan problemin endometrial kanser mi yoksa endometrial hiperplazi mi olduğunun anlaşılması için endometrial dokudan örnek alınmalı ve mikroskop altında incelenmelidir.
Endometrial biyopsi: Biyopsi doktorun ofisinde alınabilir. İnce flexible bir tüp yardımıyla rahim içerisine girip vakum yaratılarak doku örneklemesi yapılır.
Histeroskopi: Bu yöntem doktora rahim içerisine bakma olanağı verir. Doktor ince bir teleskopla rahim içerisine girerek ve rahim içerisini tuzlu suyla doldurarak anormal kanamaya neyin sebep olduğunu anlamaya calışır. Eğer gerekirse biyopsi de alınabilir.
Dilatasyon ve küretaj (D&C): Biyopsi doktora kanser olup olmadığını net olarak gösteremeyecek kadar az ise D&C yapılmalıdır. Bu yöntemde rahim ağzı genişletilir ve özel aletlerle rahim içi doku kazınarak örnek alınır.
Dokuların incelenmesi: Alınan dokular mikroskop altında incelenerek kanserli dokular bulunmaya çalışılır.
Diğer Yöntemler
Ultrasonografi (SİS): Bu yöntemde vajınaya yerleştirilen ultrasonografi aletiyle rahim içi görüntülenmeye çalışılır. Daha net bir görüntü için rahim içerisi tuzlu suyla doldurulabilir.
Sistoskopi ve proktoskopi: İdrar torbası ve rektumun ince bir teleskopla incelenmesidir.
Bilgisayarlı tomografi
PET (Pozitron Emisyon Tomografi) taraması
Akciğer grafisi
İntra venöz pyelogram: Böbrek ve idrar yollarının incelenmesidir.
Tam kan sayımı
Kanda Ca 125: Tedavi sonrası tedavi etkinliğinin takibinde kullanılır.
Tanı: Normal jinekolojik muayene ile tanı konulması zordur ve faydalı bir tarama testi yoktur. Birçok kadın belirtileri olunca tanı alır. Kişilerin kendilerini takip etmesi ve anormal durumlarda doktorlarına başvurması gerekmektedir. Bu şekilde erken evrede tespit edilebilir. Bazı durumlarda kanser herhangi bir belirtiye sebep olmadan ilerleyebilir. Rutin pelvik muayenede smear alınarak serviks kanseri erken evrelerde saptanabilir ancak endometrium kanserinin taranmasında çoğu zaman faydalı değildir. Menopoz döneminde tüm kadınlar endometrium kanseri konusunda bilgilendirilmelidir ve anormal kanama gibi durumlarda doktorlarına başvurmalıdırlar.
Evreleme: Endometrium kanserının evrelemesı tedavı seçimi için önemli bir kriterdir. Endometrium kanserınde en yaygın kullanılan evreleme FIGO cerrahi evrelemesidir. Evreleme sonrası doktorunuza hastalığınızın evresini anlayacağınız şekilde anlatmasını söyleyiniz.
Tedavi: Endometrium kanseri tanısı konulduktan sonra başlıca 4 tedavi seçeneği vardır. Cerrahi , radyoterapi, hormonal tedavi ve kemoterapi. Cerrahi tedavi bir çok endometrium kanserinde ana tedavi yöntemidir. Ancak bazen bu tedavi yöntemlerinin kombinasyonu kullanılabilir. Tedavi seçimi kanserin evresine göre değişir.
Cerrahi Tedavi: Endometrium kanseri tedavisinde değişik cerrahi tedavi yöntemleri vardır. Temel cerrahi yaklaşım serviks, uterus, overler ve tüplerin çıkarılmasını içeren cerrahi yöntemdir ki buna abdominal histerektomi ve bilateral salpingooforektomi denir Endometrium kanserinin evre 1A ve 1B dışındaki evrelerinde lenf nodu örneklemesi yapılır ve lenf nodlarında kanser hücreleri araştırılır. Bu örnekleme laparoskopik olarak da yapılabilir.
Yan etkiler: tüm bu cerrahi yöntemler hastanın bir daha çocuk sahibi olmasını engeller. Cerrahi tedavinin diğer yan etkileri kanama, yara yeri enfeksiyonu, idrar yolları ve bağırsak yaralanmasıdır.
Radyoterapi: Radyoterapi yüksek enerjili ışınlar sayesinde kanserli hücrelerin öldürülmesidir. Vücut dışında uygulanabileceği gibi (external radyoterapi), tumor dokusunun hemen yanında da uyugulanabilir (barakiterapi). External radyoterapinin başlıca komplikasyonları deride renk değişiklikleri, ishal, idrar yolu problemleri, vajinada daralma ve cinsel ilişki sırasında ağrı, erken menopoz, pelvik kemiklerde zayıflamadır.
Kemoterapi: Kemoterapi kanser hücrelerini öldürmek için kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlar kan dolaşımına girdiklerinde tüm vücudu etkiler, kanser hücrelerini öldürmelerinin yanında normal vücut hücrelerine de zarar verebilirler. Kullanılan ilacın tipine göre değişmekle birlikte bulantı, kusma, saç dökülmesi, enfeksiyonlara yatkınlık, kolay yorulma gibi yan etkileri vardır. Birçok yan etki tedavi sonrası geçer.
Hormonal Tedavi: Hormonal tedavide progesteron benzeri ilaçlar kullanılır. Bu hastaların tedavisinde uygulanan yumurtalıkların alınması tedavisi veya radyoterapi sonrası yumurtalıkların baskılanması östrojen miktarını azaltır ve kanser hücrelerinin büyümesini azaltır.
Tedaviden Sonra
Endometrium kanserinin evresinin sağ kalıma etkisi:
Sağ kalım oranları:
Evre I: 81% - 91%
Evre II: 71% - 79%
Evre III: 30% - 60%
Evre IV: 15% - 17%
Endometrium kanserinde sağ kalım 5 yıllık sağ kalım oranlarıdır. Başka sebeplerden ölen hastalar dahil edilmez. Bu sayılar ortalama değerlerdir. Unutulmamalıdır ki her hastanın durumunu istatistiksel olarak kestirmek çok zordur ve her hasta kendi çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Tedavi Sonrası Takip: Tedavi sonrası takipler çok önemlidir. İlk 3 yılda takipler 3-6 ayda bir yapılır. Tekrar ortaya çıkan hastalıkların % 75’i ilk 3 yıllık takiplerde teşhis edilmektedir. Takip vizitleri pelvik muayene ve büyümüş lenf bezleri açısından muayeneyi kapsamaktadır ayrıca doktor tarafından şikayetlerin sorgulanması da yapılır. PAP smear testi vajinanın üst kısımlarındaki olası kanser hücrelerini gözetmek için faydalı olabilir.
Yapılan muayene kanserin tekrarladığına işaret ederse bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi, CA125, kan sayımı veya biyopsi gibi testler gündeme gelir. Çalışmalar herhangi bir şikâyeti olmayan hastaların takiplerinde rutin kan sayımı ve görüntüleme testlerine gerek olmadığını göstermiştir.
6 Nisan 2015 Pazartesi
OTİZM VE HEMŞİRELİK BAKIMI
OTİZM
Otizm iletişim ve sosyal gelişim alanlarındaki kısıtlılıkla seyreden ve çocuğun gelişimini önemli derecede olumsuz yönde etkileyen bir bozukluktur. Doğuştan gelen bir bozukluk olmasına rağmen, belirtiler bebeklik ve erken çocukluk döneminde belirmeye başlar. Konuşmanın gecikmesi veya gelişmemesi, ilgi alanlarında sınırlılık, insanlar ile ilişki kurma yerine cansız nesnelerle ilgilenme, oyuna ilgi duymama, yaşıtlarıyla oyun oynamama ve tekrar edici basmakalıp davranışlarda bulunma gibi özellikler ile kendini gösterir.
Otistik
çocuklarda normalden sapan davranışlar 4 grupta toplanır.
1- Sosyal etkileşimde yetersizlik:
Gözlerinize bakmazlar,
Kayıtsızdırlar,
İsmi ile çağrıldığında çoğu kez aldırmazlar,
Duymuyormuş gibi davranırlar,
Yaşıtları ile oyun oynamazlar
Tek başlarına kalırlar,
Başkalarının duygularını ve düşüncelerini anlamakta güçlük çekerler ya da uygun
tepkilerle karşılık veremezler.
2-
İletişimde ve oyunda yetersizlik:
Konuşma gecikir, dil gelişimi geride kalır,
Konuşmayı bir iletişim amacı ya da aracı olarak
kullanmazlar
Beden dilini kullanmada ya da anlamada zorlanırlar
Oyuna ve oyuncağa ilgisiz kalırlar
Rol yapmazlar, hayali oyunları yoktur.
3-
Takıntılar:
Nesne takıntıları vardır, herhangi bir nesneyi özellikle sert nesneleri
ellerinde tutarlar,
taşırlar. Çevirerek, döndürerek izlerler ya da
koklarlar
El çırpma, sallama, sallanma, koşma, dönme gibi yineleyen davranışları
vardır,
Sadece bir ya da birkaç kısıtlı konu ile ilgilenirler,
Günlük yaşamda belli işleri, belli şekillerde yapma konusunda aşırı ısrar
ederler
Düzen değişikliklerine ya da aksamalara karşı aşırı tepkide
bulunurlar. Genellikle
değişime direnç gösterirler . Aynılıkta ısrarları vardır.
4-
Diğer belirtiler:
Görme, işitme, tat, koku ya da dokunma duyularının bazılarında ya da tümünde
aşırı
duyarlık gösterirler,
Acıya karşı duyarsızdırlar. Düştüklerinde, yaralandıklarında canının yandığına
ilişkin
tepki göstermezler,
Aşırı hareketlilik ya da hareketsizlik gösterirler,
Tehlikeler karşısında duyarsızdırlar.
Bu belirtilerin birkaçı ya da çoğu bir arada gözlenebilir.
YAKLAŞIM
Çocukla
ilişki kurulurken ve eğitimde kullanılan dil çocuğun düzeyine uygun olmalıdır.
İletişim problemi olan çocuk için kısa
ve net cümleler kullanmak
önemlidir.
Çocuğun oyun ve eğitim saatlerini tek ve uzun bir sürede yapmaktansa
kısa
sürelerde sık sık tekrar ekmekte yarar vardır.
Çocuk ile konuşurken onun göz seviyesine eğilmek ve ona bakarak
konuşmak
gerekir.
Çevrede çocuğun dikkatini dağıtacak uyaranlar olmamasına özen
gösterilmelidir.
Oyun kurulacak malzeme ile çocuğun önceden serbestçe oynayıp keşfetmesi
çocuğun oyuna merakını arttırır.
Çocuğun dikkatini toplamasını kolaylaştırmak için abartılı mimikler,
tonlamalar
yapmak etkili olacaktır.
Ekolali
(çocuğun duyduğu kelimeleri, cümleleri, konuşmacının hemen arkasından
veya daha
sonra taklit etmesi) görülmektedir. Bu nedenle kızmak bağırmak ya da
cezalandırmak yanlıştır. Anlayışlı
ve sabırlı olun.
İletişimi
başlatırken bunu ondan beklemeyin. İlk iletişimi siz başlatın. Onun sevdiği ya
da ilgi duyduğu konulardan yola çıkarak iletişim kurmaya çalışın.
“Koşturmayı
bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” demek onlar için anlamsızdır.
Deyimler, kinayeler, imalar onlar için anlamsız ve akıl karıştırıcıdır.
Çevresinde
olup biteni onun anlayabileceği şekilde sade bir dille ona anlatın.
Otizmli
bireyin başarılarını
takdir edin ve her zaman övün. Bu
durum çocuğun
kendisinden bekleneni doğru yaptığını anlamasına yardımcı
olacaktır.
Otizmli
çocuklar genellikle çevrelerindeki tehlikelerin farkında değillerdir, bu
nedenle
onları korumak için daha dikkatli olun. (Çocuğun ince yüksek bir duvar
üzerinde
korkusuzca yürümesi, yoğun trafik olan bir caddeye çıkabilmesi, sıcak
sobaya
yaklaşması gibi davranışlar bu tür tehlikelere örnek verilebilir.)
Özel
korkular, nedensiz gülme ve ağlamalar gibi bazı duygusal tepkiler, otizmli
çocuklarda sıklıkla gözlemlenir. Bu davranışların otizmin genel bir özelliği
olduğunu
bilin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)

